Aynalar Şiiri – Mehmet Samir Gazali

Aynalar Şiiri – Mehmet Samir Gazali

Evin içi , kor kor yanan çıra kokusu
Yağmur resmen dans ediyor dışarıda
Gözüm, sobanın alevine dalmış
Yıpranan geçmişte mest olmuş .
Rüzgar kapı pencere dinlemez
Her yerde fırtınalar

Evlerin bacalarında haylaz karanlık
Yol yormuş , ölümü umursamaz
Önüm de ikizim , seviyor gibi aynalar
Aklını yitmiş pervasız
Bir ayna var parlayan , içinde ikizim
İkizim de sen bakar

Palyaço mudur ne , ahmakça bakışlar
Gülüşleri serseri , ahmağın biri
Önünde ikizi , ikizinde sen
Seviyor gibi aynalar , içinde ikizi
Aynada kimsesiz bir kişi

Şairin derdi mi ki o kişi
Önün de aynası , umursamaz ikizi
Yalnızlığını almış omzuna , hilekar
Bir kendi bakar bir ikizi

Evlerin bacalarında eksik olmaz haylazlık
Zifiri de pusu atmış , hergele karanlık
Bacalar delirmiş , dumanı tütmez
İkizine bakar , içinde ki sen gitmez

  Mehmet Samir gazali

ROMAN NEDİR ?

ROMAN NEDİR ?

İlk olarak şunu belirtmek isterim ki , ROMAN ile ROMEN farklı terimler olmakla beraber , ayrı anlam ve tanımlamalar taşımaktadır .

Roman , genellikle insanların başından geçenleri , insan ilişkilerini ve durumlarını , toplumsal olay ve olguları gerçeğe uygun bir biçimde ya da kurmaca bir yapı içinde ve geniş oylumlu olarak anlatan bir yazınsal tür.

Romen , veya Romanyalılar, nüfusunun çoğunluğu Doğu Avrupa’da ve Balkanlar’da yaşayan bir etnik gruptur. Rumenler Romanya nüfusunun çoğunluğunu oluştururlar. Rumenlerin komşu bir ülke olan Moldova da yaşayan bir etnik grup olan Moldovalılarla dil ve kan bağları mevcuttur.

Bizim de ülkemizde barındırdığımız , Çingene olarak adlandırdığımız kişilerdir .

Şimdi de Asıl konumuz olan Roman türlerini işleyelim . Aşağı yukarı , 9 Roman türü bulunmaktadır .

  • TARİHİ ROMAN

Tarihi Roman

Konusunu tarihten alan veya olayın tarihte yaşanmış gibi anlatıldığı romanlardır. Bu romanlar da geçmişin yaşantısı, kıyafeti ve düşünce yapısı yer alır.

  • Türk edebiyatında tarihi romanın ilk denemesi Ahmet mitat’ın  Yeniçeriler adlı romanıdır.
  • Batılı anlamda ilk tarihsel roman, Namık Kemali’in “Cezmi“adlı romanıdır.
  • Deli Kurt – Nihal Atsız
  • Monte Cristo – Alksandre Dumas
  • Devlet Ana – Kemal Tahir
  • Küçük Ağa – Tarık Buğra tarihi roman özelliği taşıyan romanlardan bazılarıdır.
  • MACERA ROMANI

Macera Romanı

Sürekli bir hareketin hâkim olduğu romanlardır. Bu tür romanlarda olaylar, okuyucuyu şaşırtacak ve heyecanlandıracak biçimde gelişir. Polisiye, Serüven, Aksiyon romanı da denir. Egzotik romanlar da macera romanları kapsamında düşünülebilir. Avrupa’ya uzak ülkelerin manzaralarını, oralarda yaşayanların töre ve geleneklerini anlatmak esastır.

  • Robinson Crusoe – Daniel Defoe
  • Define Adası (Stevenson),
  • Hasan Mellah (A. Mithat Efendi) macera romanlarından bazılarıdır.
  • SOSYAL ROMAN

Sosyal Roman

Toplum yaşamını veya toplumdaki olayları konu edinen romanlardır. (İhtilaller, sınıf kavgaları, ırkçılık, köyden şehre göç, yoksulluk vb.) Toplumda yer bulan olgu ve olaylar, gelenek ve görenekler bu roman türünde ele alınır. Sosyal roman üç farklı şekilde karşımıza çıkar.

1. Töre romanı: Gelenek ve görenek ağırlıklı romanlardır.
2. Tezli roman: Belli bir düşünceyi savunan romanlardır. Hüseyin Rahmi‘nin”Ben Deli miyim?”)
3. Köy romanı: Kişileri köyde yaşayan, köylünün dünya görüşü doğrultusunda oluşturulan romanlardır.

  • Bereketli Topraklar Üzerinde- Orhan Kemal
  • Sefiller Vitor Hugo
  • Meyhane Emile Zola
  • Gazap Üzümleri jhon steinbeck sosyal roman örnekleridir.
  • TAHLİL ROMANI

Tahlil Romanı

Kişilerin ruh hallerini veya ruhsal çözümlemeleri konu alan romanlardır. Tahlili roman, Psikolojik roman veya Ruhbilimsel roman diye de adlandırılır.

  • Mehmet Rauf’un “Eylül“ü bu türün edebiyatımızdaki ilk örneğidir.
  • Peyami safa‘nın “Matmazel Noralya’nın Koltuğu”, “Bir Tereddütün Romanı “”Dokuzuncu Hariciye Koğuşu “,
  • Dostoyesky‘nin “Suç ve Ceza”adlı romanı bu türdendir.

BİLİMKURGU ROMANI

Bilimkurgu Romanı

Teknoloji ve bilimin imkânlarından faydalanarak olayları sürdüren, bilim ve teknolojiyi işleyen romanlardır. İngiliz ve Amerikan romancılığına özgü bir tür olan gotik roman ve bilim kurgu romanın temelini oluşturur.

Akımlarına Göre Romanlar

Benimsenen EDEBİ AKIMın ilkeleri çerçevesinde oluşturulan romanlardır.

Realist Roman

Olayları, insanları ve toplumları gerçekçi açıdan yansıtan romanlardır. Gözlem ve araştırma esastır. Gerçekler, görülenler ve incelemeler önemlidir.

  • Stendhal’in Kızıl ile Kara,
  • Tolstoy’un Savaş ve Barış,
  • Halit Ziya’nın Mai ve Siyah adlı eserleri realist akımın etkisindedir.
  • Türk edebiyatında İlk realist roman, Recaizade Mahmut Ekrem’in “Araba Sevdası”dır.

Romantik Roman

Bu roman türünde kişilerin duyguları, arzuları ve düşünceleri, içten gelen doğal ve gerçek olgular gibi görülür. Olaylar duygusal bir tavırla yansıtılır.

  • Sir Walter Scott’un tarihsel romanları,
  • Jean Jack Rausseau’nun eserleri,
  • Goethe’nin “Genç Verther’in Acıları” adlı romanı,
  • Namık Kemal’in Intibah’ı,
  • Victor Hugo’nun “Sefiller” adlı eseri romantik özellik taşıyan romanlardır.

Natüralist Roman

Natüralist roman yazarı bir bilim adamı edasıyla romanını yazar. Realist romanla büyük benzerlikleri vardır. Ancak natüralist roman realist romana göre ilme ve araştırmaya daha çok önem verir.Toplumu adeta bir laboratuvar olarak düşünürler ve eserlerini bu laboratuvar içinde, ilmi verilere bağlı kalarak kaleme alırlar. İlimlerin vardığı sonuçlara göre neticeye ulaşmaya çalışırlar.

  • Emile Zola’nın “Meyhane”,
  • Alphonse Daudet’in “Jack” adlı eserleri natüralist romana örnek olarak gösterilebilir.
  • Edebiyatımızda ilk natüralist roman Nabızade Nazım’ın”Zehra”adlı eseridir.

Postmodern Roman

Bu roman türünde yazar, dış dünyayı birebir yansıtmaktan özellikle kaçınır. Gerçekliği temsil etmekten çok, anlam çoğulluğunu hedeflerler. Çünkü onlara göre dil değil, anlam gerçekliği ifade edebilir. Postmodern romanda en önemli şey okuyucudur. Okuyucu anlamı üretecek olan kişidir. Daha önceleri teknik bir hata olarak görülen yazarın kendini belli etmesi özellikle kullanılır.

Dünya edebiyatında,

  • İtalio Calvio (Bir Kış Günü Eğer Bir Yolcu ),
  • Umberto Eco (Gülün Adı ve Foucault’nun Sarkacı),

Türk edebiyatında ise;

  • Oğuz Atay  (Tutunamayanlar, Tehlikeli Oyunlar, Korkuyu Beklerken),
  • Orhan Pamuk (Benim Adım Kırmızı, Kara Kitap, Yeni Hayat),
  • Elif şafak , (Mahrem, Pinhan, Bit Palas, Baba ve Piç) postmodern roman yazarlarıdır.

Postmodernizm: Sanatla gündelik yaşam arasındaki sınırları silme, elit ve popüler kültürle, farklı sanat biçimleri arasındaki ayrımları aşma arzusu. Modernist anlayışın canlılığını kaybetmesiyle ortaya çıkan çeşitli üslup ve yönelişlerin adıdır Postmodernizm.

ŞİİR NEDİR ?

ŞİİR NEDİR ?

Bu makalede şiir hakkında , basma kalıp tanımların dışında bir kaç , özel tanım yapacağız .

Şiir , yelpazesi fazlaca geniş , ufuksuzca duygu ve düşünceyi barındırma özelliğine sahipttir .

Şiir nedir sorusuna ilk tanımım ve cevabım hep aynı olmuştur!

Şiir ‘ Dil içinde , başka bir dil oluşturma sanatıdır ‘ . Her zaman şunu savunurum ; Eğer bir insan , konuşmalarına , düşüncelerine ve anlatmak istediklerine duygu yükü katabiliyorsa , mensur yazıdan çıkmış ve şiirselleşmiştir. Ve bu yazan kişi de şairane bir üslup takınmış demektir .

Nasıl ki sanat , özgürce yapılan eylemler , söylenen düşünceler veya romantizm içeriyorsa , şiir de dil üslubu ile Romantizm ile beraber , mensur yazıdan ayrılır her zaman.Yan yana gelmiş iki sözcük bile şiirsel bir üslupla yazılma durumu taşır her zaman .

yazar : Mehmet Samir Gazali

şiir nedir ?

GAZALİST KİMDİR ?

gazalizm mehet samir gazali

Gazalist , GAZALİZM akımının öncüsü olup , yeni bir anlayış yeni bir diriliş sembolü kişiliktir . Gazalist, gazalizm’in insan olabile başlığı altında toplandığını belirtir . İnsan için gerekli duygu düşünce yada eylemlerin , insani bir yol ile gerçekleştirme durumudur .

. İnsana , insandan zararı kabul etmez asla !

. İnsan bir bütündür !

. İnsan , etrafındaki oluşan her şeyin bir parçasıdır .

. İnsan , diğer tüm varlıkların yaradılış sebebidir .

. İnsan , her şeye saygı duymak zorundadır .

. İnsan başta olmak üzere , kendisi için yaratılan her şeye saygı duymalı ve korumalıdır !

. insan , daima üretmelidir .

. İnsan , her zaman arayış içinde bulunmalıdır .

. Canlılar aleminde , insancıllık ilkesinden taviz vermemelidir .

. İnsan için yaradılış ilkeleri ikinci plandadır .Her daim insani değerler gözetilmelidir . ( dil , din , ırk , mezhep , renk , coğrafya , kültür .. v ikinci planda yer alır )

. Gazalizm , birçok hümanizm yasasını kabul eder .

Sabahattin Ali Kimdir ?

Sabahattin Ali Kimdir ?

Sabahattin Ali (25 Şubat 1907, Eğridere – 2 Nisan 1948, Kırklareli), Türk yazar ve şair. Edebi kişiliğini toplumcu gerçekçiliği bir düzleme oturtarak yaşamındaki deneyimlerini okuyucusuna yansıttı ve kendisinden sonra  Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatını etkileyen bir figür hâline geldi. Daha çok öykü türünde eserler verse de romanlarıyla ön plana çıktı; romanlarında uzun tasvirlerle ele aldığı sevgi ve aşk temasını, zaman zaman siyasi tartışmalarına gönderme yapan anlatılarla zaman zaman da toplumsal aksaklıklara yönelttiği eleştirilerle destekledi. Kuyucaklı Yusuf (1937),içimizdeki şeytan  (1940) ve kürk mantolu madona (1943) romanları Türkiye’deki edebiyat çevrelerinin takdirini toplayarak hem 20. yüzyılda hem de 21. yüzyılda etkisini sürdürdü.

Eğridere’de doğan Sabahattin Ali, ilk hikâye ve şiir denemelerine Balıkesir’de başladıktan sonra İstanbul’daki edebiyat öğretmeni Ali Canip Yöntem’in desteğiyle ilk kez akbaba ve çağlayan dergilerinde şiirlerini yayımlattı. Anadolu’da kısa süre öğretmenlik yaptıktan sonra Türk devleti tarafından dil eğitimi için Almanya’ya gönderildi. Türkiye’ye döndüğünde Almanca öğretmeni olarak göreve başlasa da önce kominizm propagandası yaptığı iddiasıyla bir süre tutuklandı, ardından ise Türk devlet yöneticilerini eleştirdiği iddiasıyla tekrar tutuklandı. Bu dönemde memurluktan ihraç edildi ancak Atatürk  hakkında yazdığı bir şiirden dolayı yeniden devlet kurumlarında görevlendirildi. Ayrıca kendisine yüklenen sosyalist algısını kırmak için de esirler adlı bir oyun kaleme aldı.

Hayatının son yıllarında Türk milliyetçileri ile yaşadığı tartışmalarla da öne çıktı, özellikle Türkçü-Turancı yazar Nihal atsız  ile yaşadığı gerilim giderek artarak ırkçılık-turancılık davası  bir parçası oldu. Bu dönemde Aziz nesin’le beraber çıkardığı Markopaşa dergisinde siyasileri eleştirmesi yüzünden çeşitli davalarla uğraşmak zorunda kaldı. Hakkındaki davaların aleyhinde seyrettiği bir dönemde Türkiye’den ayrılmak istedi ve Bulgaristan sınırını geçmek isterken kendisine kaçma girişiminde rehberlik eden Ali Ertekin tarafından milliyetçi gerekçelerle öldürüldü.

AİLESİ

Sabahattin Ali, Karadeniz  kökenli bir aileye mensuptur. Büyükbabası Bahriye Alay Emini Oflu Salih Efendi’dir. Sabahattin Ali’nin Mehpare Taşduman’a yazdığı 24 Ağustos 1928 tarihli mektupta geçen “Babam İstanbul’un eski ve asil bir ailesinin çocuğu idi.” cümlesi, büyükbabasının gençken veya çocukken İstanbul’a gelip yerleştiğini göstermektedir.[3] Bazı kaynaklar ise Sabahattin Ali’nin büyükbabasının Yüzbaşı Mehmet Ali Bey olduğunu hatalı bir şekilde yazmaktadır.içimizdeki şeytan’lar adlı eserinde Nihal Atsız , Sabahattin Ali’nin kendisine oflu  bir babanın çocuğu olduğunu söylediğini belirtti. Aliye Ali, Ramaz Korkmaz’ın kendisiyle yaptığı özel bir görüşmede, eşinin Karadeniz kökenli olduğunu fakat büyükbabasının sonradan İstanbul’a yerleştiğini söyledi.

Yazarın babası Ali Selahattin Bey (1876-1926) Eğridere‘de zabit olarak çalışırken kendisinden on altı yaş küçük olan Hüsniye Hanım’la tanıştı ve evlendi. Bu evlilikten Sabahattin (1907) ve Fikret (1911) adında iki çocuğu oldu. Ali Selahattin Bey I.dünya savaşı yıllarında “Divan-ı Harb Orfi Reisi” olarak Çanakkale‘ye çağrıldı ve eşi ile çocuklarını alarak Çanakkale’ye gidip dört yıl kadar bir süre orada kaldı. Sabahattin Ali burada geçirdiği yıllardan zaman zaman mektup ve yazılarında bahsetti. Ali Selahattin Bey biriktirdiği para ile İzmir’e gelerek tiyatro veya gazino işleriyle uğraşmak istemekteydi. Belirli bir süre yolunda giden işleri, İzmir’in işgali  ile sekteye uğradı. Daha sonra ise ailecek edremit‘e göç ederek Hüsniye Hanım’ın babasının yanına gittiler. 1920’ye gelindiğinde aileye Süheyla (Conkman) adında bir kız çocuğu katıldı. Süheyla aile içinde “Süha” olarak çağrılırdı.,

İLK YILLARI

Sabahattin Ali 25 Şubat 1907 tarihinde Edirne vilayeti’nin Gümülcine Sancağı’na bağlı Eğridere’de doğdu. Babası Ali Selahattin Bey, dönemin entelektüel kesiminden olan Tevfik Fikret ve prens Sabahattin’le olan dostluğundan dolayı çocuklarına bu kişilerin isimlerini vermeyi düşünmekteydi ve bu doğrultuda ilk oğluna Sabahattin, ikincisine ise Fikret ismini verdi. Sabahattin Ali yedi yaşına geldiğinde İstanbul’da Üsküdar’ın Doğancılar mahallesinde Füyûzâtı Osmâniye Mektebi’ne başladı. Aynı dönemde Ali Selahattin Bey’in Çanakkale’ye tayini çıktı ve ailecek oraya taşındılar. İlköğrenimine Çanakkale İptidai Mektebi’nde devam ederken seferberlik ilan edildi ve okul öğretmensiz kalınca kapandı. Daha sonraları Ali Selahattin Bey’in de çabalarıyla okul tekrar açıldı.

Sabahattin Ali’nin annesi on altı yaşında evlendi ve ruhsal sorunlarından ötürü defalarca intihara kalkıştı.Yazarın Edremit’ten çocukluk arkadaşı olan Ali Demirel, anne Hüsniye Hanım’ın çok sinirli bir insan olduğunu ve diğer oğlu olan Fikret’e daha fazla yakınlık gösterdiğini söyledi.Ayrıca bir hatırasında Edremit’teki İptidai Mektebi’nde okurken (1918-1921) yazarın dış çevreye kapalı bir görünüm verdiğini belirterek o günlerde Sabahattin Ali’nin arkadaş ortamlarında oynanan oyunlara katılmadığını, kendi halinde takılmayı tercih ettiğini, ya eve gidip kitap okuduğunu ya da resim çizdiğini söyledi.Buna karşın Sabahattin Ali, Ünsal Akpak’a göre Edremit İptadi Mektebi’nde sınıfının başarılı öğrencilerinden biri oldu; Gümülcine’den babasının arkadaşı Mehmet Şah Bey’in özel ilgisi ile okumaya daha fazla özendi ve kesintilere rağmen başarılı bir öğrencilik dönemi geçirdi.

Yazar 1921 yılında Edremit İptidai Mektebi’ni bitirdikten sonra İstanbul’daki büyük dayısının yanına gitti ve burada bir yıl kaldı. Ardından Balıkesir’e dönerek 1922-1923 ders yılının başında Balıkesir Muallim Mektebi’ne kaydoldu. Burada şiir ve hikaye deneyimlerini geliştirmeye başlayarak okulun ikinci yılında gazete ve dergilere yazılar gönderdi.Ayrıca arkadaşlarıyla birlikte bir okul gazetesi çıkardı. Bu okulda geçirdiği süre içerisinde günlük tutmaya başladı, tiyatro ve sinemaya  daha fazla gitti ve bunların sonucunda sanata olan ilgisi arttı. Sanata ve serbest bir yaşama daha fazla özenen Sabahattin Ali, okulun disiplinli ortamından sıkılıp fırsat buldukça kaçarak sinema ve tiyatroya gitmeye başladı. Bunun farkına varan okul müdürü ise kendisini ailesinin yanına göndermekle tehdit etti. Sonrasında Sabahattin Ali intihar  etmeye kalkıştı. Kendisinin blöf olarak nitelendirdiği bu intihar girişimi, arkadaşı ve öğretmenleri sayesinde engellendi. Ardından okul müdürünün de desteğiyle İstanbul’a naklini aldırdı. Bu dönemlerde edebiyat öğretmeni olan Ali Canip Yöntem’in desteğiyle, Çağlayan ve Akbaba  gibi dergilere şiir ve hikâyeler gönderdi. Belirli bir süre düzenli bir hayat sürdürürken annesinin sağlık sorunları arttı. 21 Ağustos 1927 tarihinde öğretmenlik diplomasını aldı.

sanat kim içindir ?

sanat kim içindir ?

sanat için sanat mı ? toplum için sanat mı ?

Edebiyatçı ve yazar Mehmet Samir Gazali’ye göre , bir sanatçının temeli her zaman toplum olmuştur . Eğer toplumun yaşayışı alt bir tabakada olmaz ise , bir sanatın icraatı her zaman toplum değerleri ve ihtiyaçları doğrultusunda yeşerip güçlenecektir ! Sanat , öğretici , eğitici , yapıcı , faydalı olmalı ve bunların yanında da , ne olursa olsun estetiğini koruyabilmeli .

Yıllardır eğitim kurumları , yada eğitici diğer tüm kurumlarda , sanat sanat için midir, sanat toplum için midir? soruları yıllardır hızını kesmeden , her daim sorulmaya , tartışılmaya ve bu konu üzerinde binlerce fikir beyan edilmeye devam ediliyor .

Unutmayalım ki , bir sanatçıyı sanatçı yapan eseri değil , eserine paha biçen toplumun kendisidir her daim . Eğer bir toplum sanatçının eserini beğenir ve destekler ise , bu eser sanat için değil toplum için olmuş olur .

geneli faydalı eserler

Hiç bir sanatçı , içinden çıktığı toplumdan asla ve kati üstün olmamalıdır . Eğer bir üstünlük olacak ise bu toplumun üstünlüğüdür , sanatçıda bu kuram da sadece bir gönüllüdür toplum içinde. Bir sanatçı kendini üstün görmeye başladığı an , çok kısa bir süre içinde kazandığı değer tamamen yerle bir olur . Burada da anlaşılacağı üzre , eğer sanat için sanat olmuş olsaydı , toplumun sanatçının değerinin düşmesine bir etkisinin olmaması gerekecekti . Lakin söz konusu değeri veren toplum olduğundan , verilen şeyin alınması da an meselesidir her zaman .

Sanat mutlaka toplum için olmalıdır . Bir toplum da ne kadar çok gerçek sanatçı varsa o toplum o kadar özgür ve güçlü olacaktır . Çünkü , sanat için sanat olmuş olsaydı topluma hiçbir şekilde fayda sağlayamaz ve kısa bir sürede yok olmaya mahkum eserler olacaktır , ki öyle eserlerin günümüzde pek anılmamasının sebebi de, yine budur .

ÖLMEDEN OKUNMASI GEREKEN , MUHTESEM OTESI 20 ROMAN

ÖLMEDEN OKUNMASI GEREKEN , MUHTESEM OTESI 20 ROMAN

Herkesin üzerinde muhteşem bir etki bırakmış ve hayatlarını etkilemiş 20 romanı derledim sizler için ve ölmeden kitaplığınız da mutlaka olması gereken tarihin efsane kitapları …

Kitaplar buram buram tarih kokar kimine göre ama şundan eminim ki bazı kitaplar sizi direk geçmişe götürecektir …

  • Kurk mantolu madonna ( sebahattin ali )
  • Suc ve ceza ( Dostoyevski )

Babalar ve oğulları ( turgenyev)

  • Büyük umutlar ( charles dickens )
  • Savaş ve barış ( tolstoy)
  • Cağımızın kahramanı ( lermontov)
  • Kuyucaklı yusuf ( sebahattin ali)
  • Sırça köşkü ( sebahattin ali)
  • Sefiller ( viktor hugo)
  • Eylül ( mehmet rauf)
  • Ince memed ( yaşar kemal)
  • Iki şehrin hikayesi ( charles dickens )
  • Vadideki zambak ( balzac)
  • Hacı murat ( tolstoy)
  • 9. Hariciye koğuşu ( peyami safa )
  • Kırlangıç ( mehmet samir gazali )
  • Tutunamayanlar ( oğuz atay )
  • Sinekli bakkal (  halide edıp adıvar)
  • Beyaz dış ( jack london )
  • Çalıkuşu ( reşat nuri güntekin )
%d blogcu bunu beğendi: